TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 8 DERS ÖZETİ

Salih ŞENCAN
Ekim 14, 2019

ÜNİTE 1 – GİRİŞ1 KONU – ROMANCumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman

Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumsal konular, anlaşma ve savaş yılları memleket edebiyatını ortaya çıkarmıştır. Yazarlar sorunlara çözüm bulmak yerine izlenim aktarır. 30’lu yıllardan itibaren toplumcu gerçekçi edebiyat ortaya çıkmıştır. İkinci dünya savaşıyla birlikte Türk romanı yeni konuları işler. Ekonomik sıkıntı, çok partili hayata geçişle köyden kente göç, gecekondu mahallelerindeki sıkıntılar romana girer. Buna ek olarak köy ve köylü sorunları ele alınmaya başlar. 60’lı yıllardan sonra ise roman teknik ve konu açısından gelişir. Yazarlar siyasi, toplumsal ve ekonomik değişimleri yoğun olarak işler. Bu dönemde tezli tarih romanları yazılır. Ayrıca kadın romancı sayısı artar ve kadın sorunları ele alınır.  Ayrıca 60 ve 70’li yıllarda birden fazla toplumsal ve bireysel sorunun iç içe olduğu romanlar ortaya konur.  80’li yıllara doğru ise roman sayısında büyük artış olur. Toplumsal ve tarihi romanlarla birlikte Almanya’ya göç eden Türklerin sorunları da romana girer. Daha sonra bireysel konulara ek olarak toplumdan kesitler de verilir. Daha sonra romana Postmodernizm etkisi girer ve klasik yapıdan uzaklaşarak yeni anlatım teknikleri ortaya çıkar.

Cumhuriyet Dönemi Türk Romanındaki Anlayışlar

Bizde roman Cumhuriyetle birlikte siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak gelişmiştir.

Milli Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Sanatçılar: Bu dönemde Anadolu’ya yöneliş devam etti. Halide Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri gibi isimler bu devirdeki öncü romancılardır. Milli edebiyat zevk ve anlayışı devam eder. Romanda realist bir bakış açısı vardır. Anadolu halkının yaşamı, aydın ve halk çatışması, Milli mücadele ve inkılaplar yoğun olarak işlenmiştir.

Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Sanatçılar: Bu dönemde Türk romanında bazı sanatçılar bireyin iç dünyasına seslenir. Peyami Safa, Tarık Buğra gibi isimler bireyin iç dünyasına yoğun olarak eğilip psikolojik tahlillere yer verilmiştir.

Toplumcu Gerçekçi Anlayışla Yazan Sanatçılar: Türk romanı içinde 30’lu yıllarda toplumcu gerçekçi bir anlayış ortaya çıkar. Bu roman anlayışında toplumsal sorunlar ve çatışmalar ile köy gibi küçük yerleşim yerlerinin sorunları anlatılır. Eserlerde ağa-köylü, öğretmen-imam, halk-yönetici, zengin-fakir gibi zıt karakterlerin çatışması anlatılır. Bu yazarlar bir de büyük şehirlere göçün ortaya çıkardığı sorunları anlatır.

Modernizmi Esas Alan Sanatçılar: Edebiyatımızda dış gerçeklikten iç gerçekliğe yönelen, yabancılaşan bireyi işleyen, farklı kurgu tekniğiyle romanımıza farklı bir çehre kazandıran modernist anlayış 1950’den itibaren görülmeye başlar. Bu sanatçılar romanda farklı olarak geriye dönüş tekniğini kullanır. Böylece zaman anlayışı ve neden sonuç ilişkisi ortadan kalkar. Modernist romanda zaman iç içe geçer. Bu yazarlar kahramanların anı ve bilgilerini, aklından geçenleri okuyucuya aktarmak için bilinç akışı, iç konuşma ve monolog gibi farklı teknikleri kullanır. Geleneksel anlatım dışına çıkarak ara ara alegorik anlatımdan yararlanır. Sözcüklerin çağrışım gücünden dolayı şiirsel dil kullanırlar.

Postmodernizmi Esas Alan Sanatçılar: Romanımızda 60 sonrası ortaya çıkan ve 80 sonrası yaygınlaşan postmodern anlayış, roman kültürünün temeli olan olay, kişi, zaman, mekan, bakış açısı, dil kurgusu, ve tematik unsurları değişikliğe uğratırlar. Metinlerarası ve üstkurmaca gibi yeni anlatım tekniklerini kullanırlar. Bu yapıda bulunan romanlarda yüzyıllarca kabul edilen roman yapısında farklı bir yapı ortaya koyarlar. Kuralsızlık bu anlayışın temelidir.

Gelenekçi Roman Anlayışına Sahip Sanatçılar: Toplumun kültürel kurmaca dünyasına taşıyan romanlar gelenekçi romanlardır. Edebiyatımızda gelenekçilik, toplumdaki kültür değerine ilişkin farkındalık oluşturur. Sanatçılar milli ve İslami konulardan beslenir. Tarihten, yaşam tarzından, inançlardan gelen her şeyi eserine taşır. Bu romanlarda klasik olay kurgusu, kronolojik zaman ve ilahi bakış açısı kullanılır.

1980 sonrasında Türk Romanı

Türk romanında 80 sonrası 12 Eylül etkisiyle psikolojik, fantastik, mistik, yani gerçeküstü ve bireysel temalar işlenir. Siyasi gelişmeler, gelişen teknoloji ve değişen hayat şartları ile güveni sarsılarak yalnızlaşan insanlar kendine sığınır. Bu yüzden postmodernizm 80 yıllarından sonra romanda yoğun olarak işlenir. Burada merkeziyetçi bireycilik ve çoğulculuk vardır. Evrensel idealle ve insancıl değerler dikkate alınmaz. Yazarlar artık toplum sorunu yerine biçim sorununa eğilir. Metinlerarasılık, üstkurmaca gibi teknikler içerik yönünden tarih, fantastik, polisiye gerilim gibi konuları anlatır. Dış dünyanın olduğu gibi metne aktarılmasına karşı başı sonu belli olmayan, birden fazla okuması olan, çok sayıda bakış açısına sahip, zaman ve mekan bulanıklığı olan metinler edebiyata girmiştir.

Türk Dünyası Romanı

Zengin bir kültür mirasına sahip olan ülkemiz dışındaki çağdaş Türk edebiyatı ile ülkemizdeki edebiyat arasında sıkı ilişki vardır. Ortak bir kültürden beslenen eserler önemli bir bağ oluşturur. Türk dünyası edebiyatı 20. Yüzyılın başına kadar İstanbul’da yer alan gelişmelere göre değişim gösterir. Ülkemiz dışında yer alan birçok Türk devlet ve topluluğunda siyasi nedenlerle edebiyat, demokratik olmayan ortamlarda gelişir. Sanatçılar düşüncelerini özgür şekilde ifade edemez. Tüm bu olumsuzluklara rağmen namı kendi ülkesinin sınırlarını aşan ve dünyada edebiyatında söz sahibi olan çok sayıda sanatçı yetişir. Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı gibi yazarlar dünya edebiyatında da tanınırlar.

2 KONU – DİL BİLGİSİ ParagrafBir yazının bütününde yer alan satır başlarıyla ayrılan bölümleridir. Paragrafın bazı özellikleri vardır:

  • Paragraf tek bir düşünceyi açıklar.
  • Yazıdaki düşünce birimidir.
  • Bir ya da daha çok cümleden oluşur.
  • Temel cümle ve yardımcı cümlelerden oluşur.
  • Birbiriyle anlamca yakın cümlelerden meydana gelir.
  • Kendi içinde tamamlanmış bütündür.
  • Anlam ve biçim yönünden birlik ve bütünlük oluşturur.

Paragrafta Konu ve Ana Düşünce

Her paragrafın belli bir konusu ev bu konuda anlatılan bir düşünce bulunur. Konu yazarın üzerinde durduğu, bahsettiği kavram, durum, duygu ya da düşüncedir. Paragraf yazarken konuyu sınırlamak ve paragrafın neyle ilgili olduğunu okura anlatmak gerekir.  Paragrafta konu yazarın ne anlattığının cevabıdır.

Ana düşünce, paragrafta asıl anlatılmak istenen düşüncedir. Tüm cümleler bu düşünceye bağlıdır. Böylece paragrafta anlam olarak bütünlük sağlanır. Ana düşünceyi veren cümle paragrafın başında, ortasında ya da sonunda olabilir. Ana düşünce açıkça verilebilir ya da gizli bırakılabilir. Paragrafın yazılış amacı ana düşüncesini ortaya çıkarır.

Paragrafta Yardımcı Düşünce

Paragrafta ana düşünceyi açıklamak, geliştirmek ve desteklemek konusunda yardımcı olan düşüncelerdir. Paragrafta örnekler ve ayrıntılar yardımcı düşünce olur. Bu düşünceler konu ve ana fikirle tutarlıdır. Bir ana düşüncenin birden fazla yardımcı düşüncesi olabilir. Bu düşünceler için düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılır.

Paragrafta Başlık

Başlık ele alınan konuyu, düşünceyi bir, iki ya da üç kelimeyle belirten sözlerdir. Bu yüzden bir paragrafın başlığının bulunması için paragrafın konusu okunmalı ve ana düşüncenin belirlenmesi gerekir.

3 KONU – SÖZLÜ İLETİŞİM Hazırlıksız KonuşmaBir kitap hakkında hazırlıksız konuşma yaparken şu noktalara değinebilirsiniz:

  • Kitabın adı, türü, yazarı vb. özellikleri ile konusu
  • Ana kahramanları ve bunların özellikleri
  • Kitabın ilginç özellikleri, beğendiğiniz ya da beğenmediğiniz yönleri
  • Yazarın dili ve üslubu
  • Yazarın okuyucuya vermek istediği mesaj
  • Bu kitap sayesinde öğrendikleriniz ve çıkarımlarınız
  • Yazarın sanat anlayışına dair tespitleriniz
  • Kitap hakkındaki değerlendirmeleriniz

ÜNİTE 2 – TİYATRO1 KONU – TİYATRO1950 Sonrası Türk Tiyatrosu

1950 sonrasında Türk tiyatro yazarları arasında yoğun bir artış ve konularda çeşitlilik vardır. Yazarlar toplumsal sorunları ele alır.  Bazı yazarlar bireyden bazıları da olaydan hareketle sorunlara yönelerek sorunların sonucunu nesnel şekilde inceler. Bu dönemdeki çok partili hayat devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunları da işler.

1960 yılları ise Türk tiyatrosunun en parlak dönemidir. Bu dönemde tiyatro daha özgür bir ortama girer. Özel tiyatrolar artar ve politik hayattaki canlılık tiyatroya yansır. Seyirci sayısı artar ve akademik düzeyde tiyatro eğitimi yapılır ve tiyatro sanatı bilimsel araştırmaların konusu olur. Bu dönemde tiyatro eleştirisi de gelişir.  Buna ek olarak yeni yazarlar yetişir ve yeni türler denenir. Siyasi, ekonomik ve kültürel olarak bir bilinçlenmeyle işçi ve köylü sorunları anlatılır. Osmanlı tarihi, halk kahramanları ve mitolojiden konu alan oyunlar yazılır. Ayrıca siyasi içerikli belgesel oyunlar da yazılmaya başlar.

70’li yıllarda Türk tiyatrosu toplumsal ve siyasi olaylardan zararlı çıkar. Oyunlarda daha önce işlenen konulara ek olarak Kurtuluş Savaşı, işçilerin sorunları ve 12 Mart gibi konular işlenir. Bu dönemde yerli ve yabancı siyasi belgesel oyunlar sergilenir. Ayrıca kabare oyunları, epik oyunlar, köy oyunları, tarihi oyunlar gibi birçok oyun yazılır.

80’li yıllar ise oyun yazarlığı nicelik ve nitelik açısından durgun bir döneme girer. Türk tiyatrosunda daha önceki dönemlerde olan coşkunluk görülmez. Oyun yazarları 12 Eylül sonrası siyasi koşullar yüzünden güncel olaylardan ve toplumsal sorunlardan uzaklaşır. Daha çok eski hikayeler, masallar, Osmanlı kahramanları, ünlü adamların hayat hikayesi ve bireysel konular işlenir.

3 KONU – DİL BİLGİSİ Paragrafta YapıHer paragraf bir küçük yazı örneği oluşturur. Bu yüzden giriş, gelişme ve sonuç bölümünden oluşur.

Giriş Bölümü: paragrafın konusu ya da ele alınan kişi, olay, durumun açıkça ortaya koyulduğu ilk giriş cümlesidir. Paragrafta anlatılan olayın, düşüncenin sırasına göre önde gelen genel bir düşünce içeren cümleler kullanılır. giriş cümlesinde kendinden önce açıklamaya gerek olacak zamir, bağlaç, edat gibi kelimeler kullanılmaz. Konuyla ilgili örnek ve ayrıntı verilmez.

Gelişme Bölümü: Giriş cümlesinden sonra gelen, ele alınan konun çeşitli yollarla açıklandığı bölümdür. Konuyla ilgili yardımcı düşünce, belge, örnek ve ayrıntılar bulunur. Burada düşünceyi geliştirme yollarına başvurulabilir.

Sonuç Bölümü: Paragrafın bütününden çıkacak kesin yargıyı belirten, giriş cümlesinde verilen düşünceyi kanıtlayan ve açıkça ortaya koyan son cümle olur. Dil ve düşünce bakımından kendinden önce gelen cümlelerle bağlantılıdır. Bu yüzden sonuç cümlesinde demek ki, sonuç olarak gibi bağlayıcı ifadelere yer verilir.

Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma

Radyo Tiyatrosu

Televizyon yaygın olmadığı zamanlarda insanlar tarafından beğeniyle dinlenen radyo programlarıdır. Edebiyat ve tiyatrodan beslenen radyo tiyatrosu, radyonun imkanları ve sınırları içinde, radyo malzemeleri ile yazılan ve kendine özgü sanatsal bir anlatıma sahip dramatik eserlerdir. Konu açısından bir sınır yoktur. Tek anlatım aracı sestir ve dinlemek için yazılan araçlardır. Bu yüzden kendine özel bir tekniği vardır. Radyo oyunu sadece kulağa hitap ettiği için dinleyenin düş gücüne seslenir ve diyaloglar şeklindedir.

3 KONU – SÖZLÜ İLETİŞİM İyi Bir Dinleyicinin Özellikleriİyi bir dinleyici olmak için belli başlı özelliklere sahip olmak gerekir:

  • Dinlediği konuşmanın konu ve ana düşüncesini tespit eder.
  • Dinlediği konuşmada konu akışını takip eder.
  • Dinlediği konuşmadaki açık ve örtük iletileri belirler.
  • Dinlediklerini özetler.
  • Dinlediklerini ön bilgileriyle karşılaştırır.
  • Dinlediği konuşmanın tutarlılığını sorgular.
  • Dinlediği konuşmada öne sürülen düşüncelerin dayanaklarının geçerliliğini sorgular.

ÜNİTE 4 – DENEME1 KONU – DENEMEHerhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan görüş ve düşüncelerin samimi bir üslupla kaleme alındığı yazılardır. Denemeler birkaç sayfayı geçmez. Süreli yayınlar sayesinde gelişme gösteren bir türdür. Denemede daha çok evrensel konular ele alınır ve konu sınırlaması yoktur. Her konuda deneme yazılır ancak konu derinlemesine işlenmez. Yazarın düşüncelerini kanıtlamasına gerek yoktur. Yazar kendisiyle konuşuyormuş ya da karşısındakiyle dertleşiyormuş gibi yazar. İyi bir deneme yazarı geniş dünya görüşü, zengin edebiyat, sanat ve felsefe kültürü, açık ve sürükleyici bir üsluba sahip olmalıdır. Denemenin çıkışı yazarın benlik algısıdır. Nurullah Ataç deneme için “benin ülkesidir.” Der.

Denemede olay, olgu, durum ve günlük yaşamın süreğenliği içinde hayata ve olaylara kişisel pencereden bakış anlatılır. Deneme yazarı söylediği fikirleri sorgular. İnsanlığı ilgilendiren konular olmasına karşı herkesin görüşü farklı olabilir. Amacı okuyucuya ele aldığı konuda bakış açısı kazandırmaktır. Yazar arada bilimsel verilerden yararlanır ancak genel olarak kişisel görüş aktarılır. Kesin sonuçlara ulaşma, bir savı benimsetme, kesin bir değerlendirme amacı yoktur. Yazar kendi görüşlerini başka yazarların sözleriyle destekleyebilir. Deneme türünün ilk örneği 16’ncı yüzyılda Fransız yazar Montaigne tarafından verilmiştir. Türk edebiyatında ise deneme Tanzimat sonrası karşımıza çıkar. Tanzimat dönemindeki gazete ve dergilerin ortaya çıkışı denemenin yaygınlaşmasını sağlar. Servetifünun döneminde ise denemenin klasik tanımına uygun nitelikte gazete ve dergi sayfalarında boy gösterir. Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal deneme konusunda ilk eser veren sanatçılarımızdır.

Denemenin Diğer Türlerle Benzer Yanları

Düşünce yazısı olan denemenin gazete çevresinde gelişen öğretici metinlerle benzer ve farklı yönleri vardır.

Deneme-Eleştiri: Denemenin en çok benzediği türdür. Biçim ve içerik özellikleri iki türü yakınlaştırır. Ancak yazarın konuyla ilgili tavrı ve bakış açısı farklıdır. Eleştirinin konusu incelenen eserle sınırlıyken denemede bir konu sınırlaması olmaz. Eleştiri eserin değerli ya da değersiz yönlerini nesnel şekilde ortaya koyarken, denemede kanıtlama, belgeleme kaygısı olmaz.

Deneme-Makale: Nesnel bir anlatımla yazılan makalede ileri sürülen tezler kanıtlanır ve kesin dille sonuca bağlanır. Öznelliğin olduğu denemede böyle bir zorunluluk bulunmaz. Makalenin dili daha açık ve anlaşılırken, üslubu denemeye göre ciddidir.

Deneme-Sohbet: Demenin en belirgin özelliklerinden biri sohbet havasında yazılan bir tür olmasıdır. Bu yüzden deneme ve sohbet arasında yoğun benzerlik vardır. Ancak sohbette yazar okurla konuşuyormuş gibi üslup kullanırken denemede kendiyle konuşuyormuş gibi yazar.

Deneme-Fıkra: Deneme ile fıkra arasında bazı benzerlikler bulunur.  ancak fıkralar daha çok toplumu ilgilendiren güncel olaylar varken denemede ise daha genel konular ele alınır. Deneme yazarlar bazen yazılarında anı verebilir.

Deneme-Anı: Denemede anılara yer verilmesinin nedeni söyleneni desteklemek, örneklendirmektir. Anıda ise amaç yazarın yaşadığı ya da tanık olduğu, duyduğu olayları, yaşantıları okurla paylaşmaktır.

Anlatım Biçimleri

Betimleyici Anlatım: Varlığın renk, şekil ve durum gibi niteliklerini ortaya koyan anlatım biçimidir. Okuyanın gözünde bir şeyler canlandırmak amaçlanır. Kelimelerle resim yapılır.

Öyküleyici Anlatım: Yaşanmış veya yaşanabilecek bir olayı kişi, yer ve zaman ekleyerek anlatmadır. Olaya mutlaka yer verilmelidir.

Açıklayıcı Anlatım:  Okuyucuya bilgi vermek amacıyla ya da bir şeyi tanımlamak amacıyla yazılan yazılardır.

Tartışmacı Anlatım: Bir düşünceyi savunmak, okuyucuyu inandırmak için yazılan metinlerdir.

ÜNİTE 4 – SÖYLEV/NUTUK1 KONU – SÖYLEV/NUTUKHerhangi bir dinleyici topluluğu önünde bir düşünceyi aşılamak, topluluğu coşturmak ve bir amaç doğrultusunda yönlendirmek için coşkulu ve edebi bir dille yapılan konuşmalara veya metinlere nutuk adı verilir. Bir fikri, bir davayı karşıdaki insana dil ustalığı ile açıklamak hitabet sanatı adını alır. Toplum önünde bir konuşmayı yapana ise hatip denir. Söylev türünün diğer türlerde olduğu gibi belli kuralları bulunur. iyi bir söylev için konuşmacı belli kurallara göre söylev metnini hazırlayarak sunmalıdır. Türü ne olursa olsun hitabet alanında başarı büyük oranda söylevi veren kişinin tutumuna ve yöntemine bağlıdır. İyi bir hatipte şu özellikler bulunmalıdır:

  • Dinleyicilerin ilgilerini ve tepkilerini göz önünde tutar.
  • Söz söylediği konuda zengin bir bilgi ve düşünce birikimine sahiptir.
  • Söyleyeceklerini amacına uygun bir yönde duygu ve düşünce akışını bozmadan dile getirir.
  • Ses tonunu, jest ve hareketlerini, vurgu ve tonlamayı ustaca kullanır.
  • Konuşmasını, herkesin anlayabileceği yalın ve açık bir dille yapar. •
  • Konuşma sırasında açık ve inandırıcı olur.

Söylev Türünün Özellikleri

Söylevler düşünsel bir planla ortaya konur. Genel olarak kısa cümleler kullanılır ve cümlelerde daha çok haber kipi ya da mastar halinde bulunan fiiller kullanılır. hatip, klişeleşen sözler ve deyimler kullanmaz. Akıcı, içten, etkili ve coşturucu bir anlatımla siyasi, sosyal, milli, hukuki, ahlaki gibi konularda topluluğu yakından ilgilendiren bir düşünce ya da soruna yer verilir. Bu türde yer alan metinlerde dil alıcıyı harekete geçirme  ve heyecana bağlı işlevde kullanılır.

Söylev Türünün Gelişimi

Söylev türünün Batı edebiyatında ilk örnekleri eski Yunan edebiyatında Demosten, Latin edebiyatında Çiçero tarafından verilir. Fransız edebiyatında Bossuet, Mirabeau gibi ünlü söylevciler vardır. Türk edebiyatında ise Bilge Kağan Orhun Yazıtları’nda Türk milletine seslenişi ilk söylev, Bilge Kağan da ilk hatip olarak kabul görür. Türk edebiyatında söylevin gelişmesi Meşrutiyet sonrası Ömer Naci ve Hamdullah Suphi Tanrıöver ile ortaya çıkar. Milli mücadele sırasında ise Mehmet Akif Ersoy ve Halide Edip Adıvar, Cumhuriyet döneminde ise Mustafa Kemal Atatürk öne çıkar.

Göktürk Yazıtları (Orhun Abideleri), 8. yy.da yazılmıştır. Bu yazıtlar, Türklerin ilk tarihî belgesi ve aynı zamanda yazılı ilk edebî eserleri olarak kabul edilir. Bu kitabeler sırasıyla Tonyukuk (716), Kül Tigin (731) ve Bilge Kağan (735) adına dikilmiştir. Söylev türündeki bu eserde Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk yaptıkları icraatları anlatarak yaşadıkları dönemde neler olduğunu ele alırlar. Siyaset, tarih, coğrafya ve edebiyata ait birçok bilgi içeren kitabeler yabancı etkilerden uzak ve yalın bir Türkçeyle yazılmıştır. Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır. Anlatımda benzetmelere, aliterasyonlara, atasözü ve deyimlere yer verilmiştir. Kitabelerin bir yüzü “Göktürk alfabesi”yle, diğer yüzleri “Çince” yazılmıştır. “Göktürk alfabesi” 38 harften oluşmaktadır. Yazıtta bu alfabe sağdan sola ve yukarıdan aşağıya olmak üzere iki şekilde kullanılmıştır. Yazıtlardan ilk kez 1709’da Strahlenberg (Şitralinberg) bahsetmiştir. 1839’da Danimarkalı dil bilimci William Thomsen (Vilyım Tomsın) tarafından bulunmuş Rus Türkolog Vasili Radlof’un yardımıyla okunmuştur. Yazıtlar, içerisindeki Çince metinlerden yola çıkılarak çözülmüş, bu çalışmalar aynı yıl bilim dünyasına duyurulmuştur.

Söylev Çeşitleri

Söylevler, cephede askerlerinin moralini yükseltmek için yapılan konuşmalardan yola çıkarak milletvekili, kulüp, dernek seçimleri, insanların ortak duygularını harekete geçirmeye kadar geniş bir alanda söylev düzenlenebilir. Söylevler genelde milli ve toplumsal konularda ortaya konur. Konusuna göre bazı türlere ayrılır.

Siyasi Söylev: Politikacıların mecliste, kapalı mekanlarda ya da açık alanlarda yaptıkları konuşmalardır. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Hamdullah Suphi Tanrıöver ve Halide Edip Adıvar gibi isimler bu konuda olgun örnekler veren hatiplerdir.

Askeri Söylev: Komutanların askere moral vermek ve askeri cesaretlendirmek amacıyla yaptığı konuşmalardır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi öncesi yaptığı söylev bu türe örnektir.

Dini Söylev: Din adamlarının bireysel ve  toplumsal sorunları dini açıdan yorumladıkları konuşmalardır. Türk İslam toplumlarında bu söylevler hutbe adıyla da anılır. Peygamberimizin Veda Hutbesi en iyi örneğidir.

Akademik Söylev: Bilim insanlarının bilimsel toplantılarda yaptıkları konuşmalardır.

Hukuki Söylev: Mahkemelerde hak hukuk konusunda yapılan konuşmalardır. Savcı iddianameleri ve avukatların savunmaları bu türe örnektir.

Düşünceyi Geliştirme Yolları

Tanımlama:  Bir varlığı, kavramı temel özelliğiyle ifade etmektir. “Bu nedir?” sorusunun cevabıdır. Her tanımlama bir açıklamadır.

Örnekleme: Bir düşünceyi destekleyen ve hatırlatan kavram, isim ve durumları paylaşmaktır.

Sayısal Verilerden Yararlanma: Bir düşünceyi bilimsel, matematiksel ve sayısal olarak destekleyecek bilgiler paylaşmaktır.

Tanık Gösterme: Bir düşünceyle ilgili uzman bir kişiden alıntı yaparak bu kişinin sözüne yer vermektir.

Karşılaştırma: Bir düşüncenin iki varlık, iki kavram ya da iki şey arasındaki zıtlık ve benzerlikler yoluyla ortaya konmasıdır.

2 KONU – YAZMA Söylev Hazırlarken Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Söylevin konusunu, temasını, ana düşüncesini, amacını ve hedef kitlesi belirlenir.
  • Söylev konusu hakkında önceden araştırma yapılır.
  • Konuyla ilgili bütün bilgi ve belgeleri topladıktan sonra konuşmanın planını hazırlanır.
  • Yazacağınız metin, söylev türünün yapı ve üslup özelliklerine uygun olmalıdır.

3 KONU – SÖZLÜ İLETİŞİM Söylev Sırasında Dikkat Etmeniz Gerekenler

  • Söylev vermeden önce hazırlık ve prova yapılmalıdır.
  • Söylevin planı yapılmalıdır.
  • Vurgu ve tonlamaları yerli yerinde olmalıdır.
  • Açık, sade, yalın ve duru bir dil kullanılmalıdır.
  • Konuşma gereksiz ayrıntılarla uzatılmamalı, anlatımın akışı kesilmemelidir.
  • Topluluğa hitap ederken jest ve mimikler konunun özelliğine göre kullanılmalıdır.
  • Konuşurken metne sık sık göz atılmamalı, dinleyicilerle göz teması kurulmalıdır.
  • Dinleyicilerin psikolojik durumu göz önüne alınmalıdır.

Açık Lise 1. Dönem Sınavı
07 - 08 Aralık 2019