TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 6 DERS ÖZETİ

Salih ŞENCAN
Ekim 14, 2019

ÜNİTE 1 – ROMAN1 KONU – ROMANCumhuriyet Döneminde Roman(1923-1950)

Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Gültekin gibi Cumhuriyet ilk dönem yazarları topluma önem vermiştir. Anadolu’yu savaş yıllarında tanıyarak, Anadolu’yu eserlerinin merkezine almışlardır. Bunun yanında Refik Halit Karay ve Peyami Safa gibi sanatçılar da daha çok bireyin iç dünyasını yansıtan eserler meydana getirmiştir. Büyük sıkıntılar çekilen ikinci dünya savaşı ve yeni siyasi dönem, yazarlara yeni konulara yöneltmiş ve konuları çeşitlendirmiştir. Bu dönemde köy edebiyatı denen ve 1970 yıllarına kadar genişleyerek süren köy ve köylünün sorunlarına eğilen yazarlar ortaya çıkmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Halikarnas Balıkçısı gibi toplumcu gerçekçi yazarlar ilk eserlerini bu dönemde vermiştir.

Cumhuriyet Döneminde Roman (1950-1980)

1950’li yıllar ikinci dünya savaşı yıllarında yetişen köylü, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya başladıkları dönemdir. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Tarık Buğra gibi birçok yazar toplumcu gerçekçiliğe yönelerek köye ve köylü sorunlarına yönelmiştir. Ayrıca roman yazma yöntemleri de değişerek gelişmiştir. 1960 yılından sonra ise siyasal, toplumsal ve ekonomik değişimler ve sonuçları yazarların işlediği konulardır. Bu dönemde roman yazarları artış göstermiş ve roman konuları çeşitlenmiştir. Daha sonra 27 Mayıs ve 12 Mart olayları romanlara yansımıştır. Bu dönemde ülkemizden başlanan Almanya göçü romanlara girer. Ülkemizden Almanya’ya giden çocukların dil sorunu, anne babalarının iş yaşamındaki zorlukları, sıla özlemi, Almanlara uyum sağlamada yaşanan zorluklar yazarların 1980’lere doğru işlediği konular arasındadır.

Dünya Edebiyatında Roman (20. Yüzyıl)

Roman, Avrupa’da sözlü edebiyattaki destan türünün geçirdiği evrim olarak ortaya çıkar. Roman türünün ilk başarılı örneği ise Miguel de Cervantes tarafından 16. yüzyılda yazılan Don Kişot romanı olarak kabul edilir. daha sonra Madame De La Fayette Klasisizm etkisiyle eserler kaleme almıştır. Roman türünde en yetkin örnekler 1800’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Roman bir tür olarak karakteristik özelliklerini Romantizm ve Realizm akımları sayesinde kazanır.  Stendhal, Balzac, Flaubert, Turganyev, Dostoyevski, Tolstoy, Emile Zola, Henry Janes gibi yazarlar dönemin önemli romancılarıdır. Daha sonra yirminci yüzyılda sosyal ve teknolojik gelişmeler romana yansımıştır.

2 KONU – Anlama Dayalı Anlatım Bozuklukları

Gereksiz Kelime Kullanımı

Aynı kavram ya da varlığı karşılayan birden fazla kelimenin, işlevi olmayan bir kelimenin ya da ekin aynı cümlede kullanılması anlatımda bozukluk yaratır. Ayrıca bir kelimenin anlamının aynı cümlede başka bir kelime içinde yer alması da anlatım bozukluğu olarak kabul edilir. Mesela “Aklıma yine eski geçmiş günlerimiz geldi.” (Eski günler zaten geçmiştedir.)

Anlamca Çelişen Sözcüklerin Kullanımı

Bir cümlede anlam yönünden birbiriyle ters düşen kelimelerin ya da sözlerin bir arada kullanılmasıyla ortaya çıkan anlatım bozukluklarıdır. Genel olarak “kesinlik” anlamı içeren bir kelimeyle “olasılık” anlamı içeren bir kelimenin aynı cümlede kullanılmasıyla ortaya çıkar. Mesela “Eminim ki bugün de gelmeyecekler galiba.” (Eminim kesinlik, galiba olasılık bildirir.)

Kelimenin Yanlış Anlamda Kullanılması

Anlam ya da yazım bakımından birbirine yakın bulunan kelimelerin, birbiri yerine kullanılması yüzünden kaynaklanan bozukluklardır. Mesela “Görmeyeli saçların bir hayli büyümüş.” (Saçlar büyümez, uzar.)

Kelimenin Yanlış Yerde Kullanılması

Cümlede, bir kelimenin gerektiği yerden farklı bir yerde kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarıdır. Bu anlatım bozukluğu genel olarak zarf olarak kullanılması gereken kelimeleri sıfat, sıfat olarak kullanılması gereken kelimelerin zarf olarak kullanılması yüzünden ortaya çıkar. Mesela “Başarımı tebrik eden, ilk annem oldu.” (Başarımı ilk tebrik eden annem oldu.)

Deyim ve Atasözlerinin Yanlış Kullanılması

Deyimler kalıplaşmış anlama sahip söz gruplarıdır. Bu yüzden kalıplaşan anlamları çerçevesinde kullanılırlar. Kalıplaşan ve belli bir anlamı olan deyimin başka bir anlamda kullanılması anlatım bozukluğudur. Mesela “Güzel notlar alınca öğretmenin gözünden düştü.” (Burada gözüne girdi denmesi gerekirdi.)

Anlam Belirsizliği Tamlayanı

İkinci tekil yani sen ya da üçüncü tekil yani o kişi zamiri olan tamlamalarda tamlayan düştüğünde, tamlananın ikinci tekil kişiye mi yoksa üçüncü tekil kişiye mi ait olduğu anlaşılmadığında ya da cümle yapısı yüzünden iki anlama gelecek biçimde kurulmasından kaynaklanır. Mesela “Kardeşini okulda gördüm.” (Senin kardeşin mi, onun kardeşi mi, belli değil.)

Mantık ve Sıralama Yanlışlığı

Cümlede dile getirilmiş olan durum ya da olayların önem sırasına göre söylerken yanlışlık yapılmasından ya da mantık bakımından tutarsızlık bulunmasından ortaya çıkan anlatım bozukluğudur. Mesela “Kral ölünce yeni kralı seçmek için halk sandığa gitti.” (Burada mantık yanlışı var. Krallık babadan oğula geçer, seçim yapılmaz.)

3 KONU – YAZMA İnceleme ve Değerlendirme Yazısı YazmaBir eserin tanıtılmasını sağlayan, yorumlar ve eleştiriler barındıran metinlere değerlendirme yazısı adı verilir. Bu yazılardan değerlendirilen metnin konusu, konunun işleniş şekli, öne sürülen düşünceleri kritik ederek yapıcı yorumlar getirilir. Bir değerlendirme yazısı şu sorulara cevap içermelidir:

  • Okuduğunuz metnin yazarı neyi amaçlamıştır?
  • Metnin iletisi açıkça verilmiş mi yoksa iletiye metinden çıkarımlar yoluyla mı ulaşılıyor?
  • Konular arasında bağlantı nasıl sağlanıyor?
  • Olaylar ya da şahıslar nasıl betimleniyor?
  • Yazar çalışmasını bir analiz biçimine mi yoksa bir teoriye mi dayandırıyor?
  • Sizce yazarın yorumları mantıklı ve tutarlı mı?
  • İşlediği konuyu açıklığa kavuşturuyor mu yoksa daha bulanık bir hâle mi getiriyor?
  • Metinde yer alan fikirler ve olaylar geniş bir zeminde bağlamına oturtulabilmiş midir?
  • Yazar konusuna odaklanabilmiş midir? Yazarın yaklaşımı sizin konuyu daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor mu?

4 KONU – SÖZLÜ İLETİŞİM Roman ile Film KarşılaştırmaRoman ve film karşılaştırma işleminde benzer ya da farklı yönler dikkate alınır ve şu sorulara cevap aranır:

  • Romanda sözü edilen her şey filmde anlatılabilmiş mi?
  • Karakterler romandaki aslına uygun verilebilmiş mi?
  • Yan karakterler yeterince verilmiş mi?
  • Film ve kitabın başlangıç bölümleri aynı mı?
  • Geriye dönüş tekniği her ikisinde de aynı yoğunlukta mı?
  • Diyaloglar her iki eserde de aynı mı kullanılmış?
  • Olayların kronolojisi aynı sırayı takip etmiş mi?
  • Mekânlar birebir yansıtılabilmiş mi?

ÜNİTE 2 – TİYATRO1 KONU – TİYATROCumhuriyet Döneminde Tiyatro (1923-1950)

Bu dönemde Türk tiyatrosu kurumsallaşmış ve sanat açısından büyük atılımlar yapmıştır. Çağdaş Türk tiyatrosunun Batı tiyatrosu seviyesine gelmesinde Muhsin Ertuğrul’un büyük katkısı vardır. Muhsin Ertuğrul, konservatuvarda öğrencilere tiyatro dersleri vermiş ve erli oyunculara öncelik tanıyarak Türk yazarları desteklemiştir. Bu dönemde Ankara’da Devlet Tiyatrolarının temelleri atılmış ve bazı büyük şehirlerde de şubeler açılmıştır. Turneler düzenlenerek tiyatro halkın ayağına kadar giderek bilinçli seyirci yetiştirilmiştir. Özel tiyatrolar yeni anlayış ve akımları sergilemiştir. Bu dönemde tiyatro yazarlığı da önem kazanmıştır bazı yazarlar bu alanda eser vererek birçok oyun ortaya koymuştur. Çok partili siyasi hayattan sonra tiyatro siyasi bir içerik kazanmıştır. Siyasi iktidarın baskıcı tutumu, tiyatro yazarlarını yeni biçim ve dil arayışına yönelterek dramatik ya da epik türde oyunları ortaya koymuştur. Atatürk’ün vefatına kadar tiyatro eserleri onun devrim ve ilkelerini benimsetme görevi yerine getirmiştir. İkinci dünya savaşı ve çok partili dönem bunalımı Türk tiyatrosunu yeni bir yazar kuşağıyla tanıştırmıştır. Batılılaşmanın yanlış anlaşılması, paranın bayağılığı ve insan ahlakına olan olumsuz etkileri, değişen değer yargıları, ekonomik sorunlar ve aile dramları gibi konular tiyatroya girmiştir.

Cumhuriyet Döneminde Tiyatro (1950-1980)

1950 ve 60 arasında tiyatroya devlet destek vermeyince Muhsin Ertuğrul bir banka desteğiyle ilk özel tiyatroyu kurdu. Devlet tiyatrolarına ayrılan bütçe dışında tiyatroya bir destek gelmedi. Ancak bu olumsuzluklar hem oyun yazarlığı hem de tiyatronun sürmesine engel olamamıştır. Tiyatro bu dönemde sorunları sergilemekle kalmayıp yorumlamaya da yönelmiştir. Yazarlar bireysel sorunları aşarak toplumsal sorunlara yönelmiştir. 1960 sonrası ise özel tiyatro sayısı artarak, tiyatro eğitimi üniversitelere girmiştir.  Bu dönemde toplum ve dünya sorunlarına yönelen, efsane ve tarihe dayanarak çağı eleştiren oyunlar sahne almıştır. Türk tiyatrosu 1970 ile 80 arasında Anayasa değişiklikleriyle demokratik ortamın aldığı yaralardan olumsuz etkilenmiştir. Özel durum yüzünden birçok oyun sansür ve denetim geçirmiştir. Siyasi partilerin belirli ve tutarlı bir sanat görüşünün olmaması, ekonomik sorunlar ve devlet konservatuvarlarının kalitesinin düşmesi tiyatroyu bunalıma sokmuştur. Toplumsal ve siyasi konularda artan oyunlar, tarihi ve aile sorunlarını anlatan eserlerde de azalmaya yol açmıştır. Birçok yazar evrensel oyunlara yer vermiştir.

Dünya Edebiyatında Tiyatro

Herhangi bir olay, durum ya da tasarının sahnede canlandırılması için yazılan esere dramatik metin, bu metinlerin sahnede canlandırılması ile ortaya çıkan sanata da tiyatro adı verilir. Bu tür belli bir metne dayalı olarak sergilenir. Metinler genel olarak sahnede canlandırılmak için yazılır. Bazı metinler ise nadir olsa da okunmak için yazılır. Birçok sanat dalı gibi tiyatro da dini törenlerden doğar ve zamanla bu özelliğinden kurtularak sanat dalı olur. Tiyatro kökeni, insanın doğa olaylarını kendi beden hareketleriyle temsil etme çabasına dayanır. Sümer ve Mısır uygarlıklarına kadar dayanır ve Eski Yunan’da çeşitlenir. Eski Şamanist törenlerde de kullanılmıştır.

Günümüzdeki çağdaş tiyatro ise Eski Yunan’da Bağ Bozumu Tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlere dayanır. Bu törenlerde keçi postuna bürünen insanlar koro halinde şarkı, şiir söyler ve dans ederdi. Orta Çağ’da ise Hristiyanlık, kendi inancının tiyatrosunu kuran akrobatlar, soytarılar yapılan şenliklerde ve saraylarda halkın ilgisini çekmiştir. Profesyonel topluluklar 1500’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Rönesansla birlikte İtalya ve İngiltere’de önem kazanan tiyatro modern komedinin kurucusu Moliere elinde farklı bir yapıya bürünmüştür. 1700’lü yıllarda ahlaki anlayışla orta sınıfa seslenen Avrupa tiyatrosu, Rönesans öncesi tiyatroyu andırır. Bu dönemde aile konuları ve hissizlik ön plana çıkar.

2 KONU – DİL BİLGİSİ Yapıya Dayalı Anlatım BozukluklarıÖzne Yüklem Uyumsuzluğu

Özne ve yüklemin kişi, tekillik-çoğulluk ve özne eksikliği bakımından incelendiği bozukluklardır.

  • Kişi Bakımından Uyumsuzluk: Özne birinci tekil, ikinci tekil ya da üçüncü tekil olan ben, sen, o ise yüklem de birinci çoğul kişiye göre çekimlenmelidir. Mesela “Ben ve Onur burayı görmüştü.” (Görmüştük.)
  • Tekillik-Çoğulluk Bakımından Uyumsuzluk: Özne insan ve çoğulsa yüklem tekil ya da çoğul olabilir. Ama insan dışındaki varlıkların çoğul halleri özneyse yüklem her zaman tekil olur. Mesela “Çocuklar yaşasın diye bağırdılar.” (bağırdı da olabilir.), “Kuşlar ne güzel ötüyorlar.” (Ötüyor olacak çoğul eki insan dışındaki varlıklarda yanlıştır.
  • Özne Eksikliği Bakımından Uyumsuzluk: Yüklemdeki eyleme göre öznenin olmaması ya da bir öznenin birden fazla yükleme bağlı olmasıyla ortaya çıkan anlatım bozukluklarıdır. Bu durum sıralı ve bağlı cümlelerde görülür. Mesela “Herkes onu çok seviyor, onu üzmüyordu.” (Hiç kimse)

Fiil ve Fiilimsilerdeki Çatı Uyuşmazlığı

Birleşik ya da sıralı cümlelerde aynı özneyi alan yüklemlerin her ikisi de etken ya da her ikisi de edilgen olmalıdır. Bu durum dışındaki kullanımlar anlatım bozukluğudur. Mesela “Sorular çok dikkatli okuyarak çözülsün.” (Okunarak olursa ikisi de edilgen olur.)

Eklerle İlgili Yanlışlar

Cümlede eklerin eksik ya da fazla kullanılmasıyla ortaya çıkan anlatım bozukluklarıdır. Mesela “Biz gezmesini seven bir aileyiz.” (Gezmeyi)

Öge Eksikliği

Aynı ögelerin farklı yüklemlere bağlanması ya da cümle içindeki bir ögenin kullanılmaması anlatım bozukluğu ortaya çıkarır. Öge eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozuklukları daha çok birleşik ve sıralı cümlelerde olur. Mesela “ Cezvenin kulpu kırıldı, artık kullanılamaz.” (Cezve)

  • Nesne Eksikliği: sıralı ve bağlı cümlelerde ortak kullanılan nesnenin o cümlelerden birine uymaması durumudur. Mesela “Dışarıda eğlence başladı ama biz izleyemeyeceğiz.” (Eğlenceyi)
  • Yer Tamlayıcısı Eksikliği: Sıralı ya da bağlı cümlelerde ortak kullanılan yer tamlayıcısı, cümlelerden birine uymaz. Bu durum cümlelerden birinde yer tamlayıcısı kullanmak gerekir. Mesela “Gençleri seviyor ve güveniyoruz.” (Gençlere)
  • Zarf Tümleci Eksikliği: Sıralı ve bağlı cümlelerde ortak kullanılan zarf tümleci cümleye eklenmelidir. Mesela “ Bir daha seni görmek ve karşılaşmak istemiyor.” (Seninle)
  • Yüklem Eksikliği: Sıralı ve bağlı cümlelerde iki cümlenin bir yükleme bağlanması anlatım bozukluğudur. Yüklem eksikliği, bazen ikinci bir eylemin kullanılmaması ya da ek eylemin ortak kullanılmasıyla oluşur. Mesela “Çay, ekmek ve peynirin dışında bir şey yemiyordu.” (Ekmek ve peynir yenilirken çay içilir.)

Tamlama Yanlışları

Genel olarak isim ve sıfatların aynı tamlanana bağlanmasıyla ortaya çıkan anlatım bozukluklarıdır. Mesela “Özel ve kamu kuruluşuna dilekçe verdi.” (Özel kuruluşa ve kamu kuruluşuna)

Bağlaç Yanlışları

Bağlaçlardan bazıları olumlu ve olumsuz yargıları birbirine bağlar. Bu duruma uymayan kullanımlar anlatım bozukluğu ortaya çıkarır. Mesela “Temiz havada dolaşmayı seviyor ancak bol bol yürüyor. (Ancak ikisi de olumlu ifadeyi bağlayamaz.)

3 KONU – YAZMA Tiyatro ve İnceleme DeğerlendirmesiOyun izlemeden önce tiyatro metni okunmalıdır. Bunun sebebi ise oyunun nasıl sahnelendiği, yazarın metinden hangi ölçüde ayrıldığı, gerekli ya da gereksiz budama işleminin olup olmadığı veya oyuna yapılan eklemelerin işlevselliği gibi birçok konu bu şekilde ortaya çıkabilir. Tiyatro inceleme yazısı şu soruların cevaplarını barındırmalıdır:

  • Oyunculuk amatör mü, profesyonel mi? •

Karakter çözümlemesi başarılı bir şekilde yapılmış mı?

  • Tüm bunların oyunun yorumuna olan ilişkisi ne yöndedir?
  • Oyunun dekor, aksesuar, kostüm, ışık vb. unsurları profesyonel mi yoksa amatör bir bakışla mı hazırlanmış?
  • Orijinal oyun bestesi var mı yoksa hazır bir parça mı kullanılmış?
  • Oyun ilk defa mı sahneleniyor? İlk değilse önceki sahnelemelere ne ölçüde benziyor.
  • İzleyicilerin bu oyunu neden izlemeleri gerekir?

ÜNİTE 3 – ELEŞTİRİ1 KONU – ELEŞTİRİBir sanat ya da bir düşünce eserini tanıtırken zayıf ve güçlü yönlerini belirtme, bir yazarı n gerçek değerini yansıtma için yazılan yazılara eleştiri adı verilir. Bir kişi kendini eleştirirse buna özeleştiri adı verilir. Eleştirinin amacı iyi ve güzel sanat yapıtının değerini ortaya koymak, sanatı güzel olmayandan ayırarak kalıcı bir niteliğe kavuşturmaktır. Eleştiriler okura, izleyiciye ve sanatçıya kılavuzluk yapar. Eleştiri yazarı eleştirdiği alan ile ilgili yazarla aynı düzeyde bilgi sahibi olmalıdır.

Eleştirmenin Tavır ve Tutumuna Göre Eleştiriler

 İzlenimsel (Empresyonist) Eleştiri: İlgilerini Fransız edebiyatçı France belirler. Eleştirmen bir eser kendi zevk alma, algılama, değer ölçülerine göre inceler. Bu eleştiri türü özneldir. Ancak kişisel düşünceler günümüzde pek rağbet görmez.

Nesnel (Bilimsel) Eleştiri: Edebi eseri içerik, yapı ve üslup bakımından tarafsız bir şekilde ortaya koyulan eleştiridir. Her eseri değerlendirecek ölçütler vardır. Eleştirmen kişisel yargılarını bir kenara bırakarak bilimsel araştırmalar ışığında tarafsız bir eleştiri çalışması yapar.

Konularına Göre Eleştiriler

Eseri Konu Alan Eleştiri: Bir eserin yapısını kavrayarak açıklamaya çalışır. Anlatım tekniği, tema, olay örgüsü, semboller, kişiler ve aralarındaki ilişki incelenir. Eseri oluşturan malzemelerin bir yapı olarak nasıl okur karşısına çıktığı ortaya konur.

Sanatçıya Yönelik Eleştiri: Bir eleştirmenin incelediği eseri değerlendirme sırasında sanatçının varlığını, onun eseri ile kişiliği arasındaki ilişkiyi dikkate aldığı eleştiridir. Eseri açıklamak için sanatçının hayatı ve kişiliği dikkate alınır. Sanatçının dünyasını anlamak adına eserleri incelenir.

Topluma Yönelik Eleştiri: Varlığını topluma borçlu olan edebiyat, toplumdan doğar ve toplumu yansıtan bir aynadır. Ele alınan eserler toplum dikkate alınarak incelenmelidir. Toplum bilimsel eleştiri de denen bu eleştiri türü, bir eserin toplumsal şartlara bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunur.

Okura Dönük Eleştiri: Eleştirmenin bir eserini değerlendirmek yerine eserin bir okuru olarak kendi duyguları üzerinde bıraktığı etkiyi ifade eden değerlendirmedi. Eleştirmen burada izlenimcidir. Bir eserin her okurda aynı etkiyi bırakmayacağı bilindiği için belirli kurallar koyarak nesnellikten söz edilmez. O eserin eleştirmende uyandırdığı coşku ve duygular anlatılır.

 Tarihsel Eleştiri: Bir eserin yazıldığı dönem ve şartlar dikkate alınarak değerlendirilmesinin yapıldığı eleştiridir. Tarihsel eleştiri, ele aldığı eseri sadece tarihsel sınırlar içinde incelemekle kalmayan ve söz konusu eser hangi çağın ürünüyse o çağ okurunun gözüyle anlamaya ve incelemeye çalışan eleştiridir. Böylece eser yazıldığı çağın değerlerine göre yargılanır. Özellikle geçmiş zamanlarda ortaya konan edebiyat eserlerini değerlendirmenin hedeflendiği edebiyat tarihi çalışmalarında ortaya konar.

Cumhuriyet Döneminde Eleştiri

Cumhuriyetin ilk yıllarında eleştiriler bakımından en ünlü anlayış Ataç’la özdeşleşen öznel eleştiri anlayışıdır. Daha sonraki yıllarda ise eleştiri nitelik ve nicelik olarak gelişir. Eleştiriye olan ilgi artar ve yeni eleştirmenler ortaya çıkar. Bu eleştirmenler eğitimli, donanımlı, meraklı, edebiyatı ciddiye alan, bu yüzden de uygulamada kalmayarak özgün eleştiri üreten kişiler çalışmalar yapmıştır. Eleştirmenlerdeki artış, kuramlardaki çeşitlilik eleştiri kalitesini de arttırmıştır.

Cumhuriyet Öncesi Dönemde Eleştiri

Edebiyatımızda eleştiri Tanzimat’ta gazetelerde görülür. Namık Kemal in Tasvir-i Efkar’da yayımlanan Lisan-ı Osmaninin Edebi Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir yazısı, Ziya Paşa’yı eleştirdiği Tahrib-i Harabat yazıları bizdeki ilk eleştiri örnekleridir. Türk edebiyatında eleştiri edebi tür olarak Servetifünun döneminde gelişir. Birçok çeviri dergide yayımlanır. Yazarlar Batılı yazarların edebiyatla ilgili düşünceleri ve onların eleştiri yöntemlerini alır.

Milli edebiyat düşüncesini ortaya koyan Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem ve Ömer Seyfettin bu düşünceyi sistemleştirir ve gelen eleştirilere de cevap verir. Milli edebiyatçı yazarlar bir yandan eleştirinin teorisini dikkate alırken bir yandan da eleştiri türünde eser verirler. Bu dönemde yazılan eleştiriler kendi devrindeki eserlerle ilgilenerek pek çoğu hakkında eleştiri ve tanıtma yazısı yazmışlardır.

Kitabı Tanıtma

Kitap tanıtırken dikkat edilecek bazı kıstaslar vardır:

  • Kitabın adı, türü, yazarı (varsa çevireni), yayın evi, basım yeri ve yılı, sayfa sayısı
  • Konusu • Esas kahramanları ve bunların özellikleri
  • Kitabın ilginç özellikleri
  • Yazarın dili ve üslubu

İlk kez karşılaştığınız benzetmeler, tamlamalar

  • Yazarın bu kitabı yazmaktaki amacı, okuyucuya vermek istediği ileti
  • Yazarın kurgu başarısı
  • Yazarın, birikimini eserine aktarmadaki başarısı
  • Yazarın sanat anlayışına dair tespitleriniz
  • Eserin beğendiğiniz ya da beğenmediğiniz yönleri
  • Bu kitap sayesinde öğrendikleriniz
  • Sizce bu kitabın en güzel üç cümlesi
  • Kitabın arka kapağındaki tanıtımı siz yazsaydınız ne yazardınız?
  • Kitabın görselliği hakkında değerlendirmeleriniz

ÜNİTE 4 – MÜLAKAT-RÖPORTAJ1 KONU – MÜLAKAT-RÖPORTAJ

Cumhuriyet Öncesi Dönemde Mülakat

Bir gazetecinin, ünlü ya da uzman bir kişiye yaptığı görüşmeleri aktardığı yazılardır. Mülakat yapılan kişilerin hayatları, çalışmaları, eserlerini ya da istenilen bir konuda sorulu-cevaplı olarak karşılıklı görüşler alınır. Görüşmenin konusu ilgi çekici olması ve toplumsal açıdan önem taşıması gerekir. Mülakat öncesi ön görüşme yapılmalıdır. Telefon ya da mektup ile bu ön görüşme yapılabilir. Burada görüşmenin amacı ve özellikleri belirlenir. Görüşme zamanı ve yeri hakkında bilgi verilir. Görüşmeyi yapan kişi nazik ifadelerle konuya girmelidir. Mülakat soruları önceden hazırlanır. Sorular, olayın ve konunun tüm boyutlarını yansıtmalıdır. Görüşme kayıt altına alınır. Görüşmeye katılan kişi ya da kişilerin duygu ve düşünceleri olduğu gibi yazıya geçirilir. Türk edebiyatında ilk mülakat örneği Ruşen Eşref Ünaydın’ın Diyorlar ki adlı eseridir.

Cumhuriyet Dönemi’nde Röportaj

Türk basınında röportaj türü ilk etapta mülakat niteliğinde gelişir. 1960 yılından sonra bir tür olarak gelişmeye başlar ve gazetelerde yerini alır. Ruşen Eşref Ünaydın, Hikmet Feridun Es, Mustafa Baydar, Falih Rıfkı Atay, Fikret Otyam, Yaşar Kemal, Mete Akyol, Mustafa Ekmekçi gibi sanatçılar basınımızda röportaj türünde başlıca eser veren gazeteci ve edebiyatçılardır. Röportaj ve mülakatlar toplumu aydınlatmak için soru- cevap yönteminin kullanıldığı, bilgi ve belgelere başvurarak araştırma yapılan, gazete ve dergilerde yayımlanan ortak özellikleri bulunan iki türdür.

Mülakat Hazırlama

Mülakat hazırlarken dikkat etmeniz gereken bazı aşamalar bulunur:

  • Görüşme yapılacak kişi belirlenir.
  • Görüşülecek kişiden, buluşmanın yeri ve zamanı hakkında önceden bilgi alınır.
  • Görüşmenin konusu ve amacı, görüşme yapılacak kişiye söylenir.
  • Görüşmeye gidilirken giyim kuşama özen gösterilir.
  • Görüşmeye zamanında gidilir.
  • Görüşmenin konu dışına çıkmasını önlemek için, konuyla ilgili sorular önceden bir kâğıda yazılır.
  • Görüşmede, kişinin sözleri değiştirilmeden yazıya geçirilir. Bunu sağlamak için video, kamera ve ses kayıt cihazı gibi araçlara başvurulabilir.
  • Görüşme, mülakat yapılan kişiye teşekkür edilerek sonuçlandırılır.
  • Mülakat, gerekli düzenlemeler yapılarak yazıya aktarılır.
  • Görüşme sırasında sürekli nazik ifadeler kullanılır.

Açık Lise 1. Dönem Sınavı
07 - 08 Aralık 2019